Bütçeden aldığı pay geriledi, dünya sıralamasında düştü: Eğitimin geleceği karanlık
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünkü “Her yıl bütçeden en büyük payı eğitime tahsis ettik” söylemini rakamlar desteklemiyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçeden aldığı pay her yıl daha da geriye giderken, eğitimin dünyadaki sıralaması da düşüyor. Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, “Vergilerimizle beslenen bütçemiz karşılığında eğitimin, dolayısıyla geleceğimizin performansı iç açıcı görünmüyor” dedi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün 2022-2023 Eğitim Öğretim Yılı Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, "Bundan 20 yıl önce göreve geldiğimizde ülkemizi üzerinde yükselteceğimiz dört sütunun ilkini eğitim, diğerlerini de sağlık, emniyet ve adalet olarak belirlemiştik. Şartlar ne olursa olsun eğitim konusundaki öncelliğimizden asla taviz vermedik. Her yıl, bütçeden en büyük payı eğitime tahsis ettik" dedi. Ancak rakamlar Erdoğan’ı desteklemiyor. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bütçeden aldığı payla bakanlıklar içinde her zaman Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın arkasından ikinci sırada geliyor. Bu yıl da ek bütçe yapılmadan önce ayrılan 189 milyar lira ödenekle 774.9 lira pay alan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın arkasından gelerek, bütçedeki payı yüzde 11 olarak gerçekleşecek.
‘Vergilerimizle beslenen eğitimin geleceği iç açıcı değil’
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz, devletin üstlendiği eğitim gibi hayati kamu hizmetlerini yerine getirirken bütçenin önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ancak PISA skorlarımız iyiye gitmiyor. Üniversitelerimiz açısından da Times Higher Education-QS Dünya Üniversite sıralamasındaki üniversite sayımız bir elin parmağını geçmiyor. Vergilerimizle beslenen bütçemiz karşılığında eğitimin, dolayısıyla geleceğimizin performansı iç açıcı görünmüyor” dedi.
‘Bütçeden aldığı pay 2016’dan sonra düşmeye başladı’
Devlet üniversitesi sayısı sürekli artmasına rağmen MEB’in bütçeden aldığı payın 2016 yılından itibaren gerilemeye başladığını belirten Yılmaz, şunları söyledi:
“2005-2013 arası MEB’e ayrılan ödeneğin bütçeye oranı yüzde 9.5 civarı iken, 2014-2021 arası daha farklı bir eğilim oluşuyor ve bu yılların ortalaması yaklaşık yüzde 12 olarak gerçekleşti. Okullarda akıllı tahta başta olmak üzere teknik donanımın önem kazanmasıyla MEB bütçesi de büyüdü. Ek olarak teknik ve dini eğitimde uzmanlaşan okulların sayısındaki artış MEB bütçesinin büyümesinde etkili oldu. MEB’e ayrılan ödeneğin bütçeden aldığı pay 2016 yılında en üst düzeye çıksa da izleyen yıllarda 2012 yılı seviyesine indi” dedi.
Devletin eğitim hizmetiyle nasıl bir işlevi olduğunu görebilmek için turuncu ile işaretli bölgeye bakmak gerektiğini vurgulayan Yılmaz, şunları söyledi:

Kaynak: İlgili yıllar bütçe gerekçeleri, hmb.gov.tr
“Burada ilk-orta öğrenim yanında yükseköğretim de var. Türkiye’de devlet üniversitesi sayısı 2007 yılında 53’tü. Bir yıl sonra 2008’de 9 üniversite daha kuruldu. İzleyen yıllarda her yıl ortalama 2-4 üniversite kurulmaya devam etti. 2016’ya gelindiğinde üniversite sayısı 107’ye ulaştı. 18.5.2018 tarih ve 7141 sayılı ‘Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ ile 13 devlet üniversitesi bölündü ve 20 yeni üniversite kuruldu. Böylelikle üniversite sayısı 127’ye yükseldi. 2007’de 53 üniversite varken eğitime bütçeden ayrılan pay yüzde 12,6 iken üniversitelerin hızla kurulduğu yıllar olan 2008’de yüzde 13.4’e, 2016’da yüzde 17.8’e kadar yükseldi. Ancak 2016-2018 arası üniversitelerin bölünmesi ve yeni üniversitelerin kurulmasına rağmen eğitime bütçeden ayrılan pay yüzde 14’e kadar geriledi.”
Devletin faaliyetlerini gerçekleştirmek için kullandığı en önemli araçlardan olan kamu harcamalarının yarattığı ekonomik, mali ve sosyal etkilerin ve yarattığı maliyetin net bir şekilde görülebilmesi için harcamaların bazı kriterlere göre sınıflandırılması gerektiğine de dikkat çeken Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
‘Eğitime ayrılan payı anlamamız mümkün değil’
“Kamu (bütçe) harcamalarının idari sınıflandırmasında bu harcamalar siyasi, idari ve teknik birimler (çoğunlukla bakanlıklar) itibariyle ayrıma tabi tutulur. Kamu harcamasını gerçekleştiren idari birimin bir mali yıl içinde bütçeden aldığı pay, o kamu kuruluşu ya da biriminin kamu harcaması tutarını görmemizi sağlar. Bu birimler Cumhurbaşkanlığı’ndan YÖK’e, bakanlıklardan üniversitelere kadar bütçeden pay alan harcamacı kuruluşlardır. İdari sınıflandırma, harcama tutarını kurum bazında verir ancak kurumun gerçekleştirdiği işleve, fonksiyona ayrılan bütçe payını göstermez. Örneğin MEB bütçesine bakıldığında, eğitime bütçeden ayrılan payı anlamamız mümkün değildir. Çünkü eğitime YÖK, üniversiteler dahil olmak üzere herhangi bir bakanlığın eğitim departmanınca da pay ayrılır. Birden fazla idari birimin eğitime ayırdığı meblağın görülmesi mümkünken, bütçeden eğitime ayrılan payın topluca görülememesi bu sınıflandırma şeklinin eksikliğidir. Bu olumsuzluğu gidermek için kamu harcamalarının fonksiyonel sınıflandırmasına bakarız. Kamu harcamalarını işlevlerine (fonksiyonlarına) göre, bir başka deyişle gerçekleştirilmek istenilen kamu hizmetine göre sınıflandırma, fonksiyonel sınıflandırmadır. Bu haliyle kamu hizmetlerinin maliyeti belirlenmiş olur. Devletin sunduğu eğitim hizmeti birden fazla idari birim tarafından görüldüğünden, fonksiyonel sınıflandırma hizmetin maliyetini, bütçeden aldığı payı doğru bir şekilde belirler. Eğitime çeşitli bakanlık ve birimler tarafından da bütçe aktarılsa, aslolan o hizmetin görülmesi için yapılan kamu harcamalarının toplamıdır. Devletin eğitim hizmeti fonksiyonel sınıflandırma çerçevesinde; okul öncesi eğitim, ilk-ortaöğretim hizmetleri, ortaöğretim sonrası mesleki eğitim hizmetleri, yükseköğretim hizmetleri, eğitime yardımcı hizmetler, eğitime ilişkin ar-ge hizmetleri ve sınıflandırmaya girmeyen eğitim hizmetleri olarak karşımıza çıkar. Dolayısıyla bu çerçevede biz, özellikle MEB, 127 adet devlet üniversitesi, YÖK, ÖSYM Başkanlığı, Yükseköğretim Kalite Kurulu gibi kamu kurumlarının harcamalarını eğitim harcaması olarak değerlendirebiliriz.”